18 Şubat 2012 Cumartesi

Jodaeiye Nader az Simin, A Seperation , Bir Ayrılık...


Beni gerçekliğiyle bu kadar etkileyen az film vardır. Bu filmlerden biri yakın zamanda seyrettiğim , Dardenne Kardeşlerin ‘’Bisikletli Çocuk’’ filmiydi. Asghar Farhadi’nin ‘’Bir Ayrılık’’ filmi ben de aynı etkiyi yarattı. Ama farklı bir boyutta... Bisikletli Çocuk filminde çocuk karakter o kadar hayatın kendisi ve çok boyutluydu ki sanki paralel bir evrendeki yaşananları seyrediyordum. Fakat daha çok çocuğa odaklı bir şekilde… Bu filmde ise İran’da yaşayan bir aileyi izlenimliyoruz. Kamera sürekli aileyi gözlemler bir halde onların etrafında dolanıyor. Onları çevreliyor, gözlüyor, gösteriyor. Bir boşanma süreci, ergenliğe girmiş bir kız çocuk ve alzheimer olmuş bir dedenin çevresinde dönen hayatları zor bir dönemdedir. Nader’in başını belaya sokan olay, İran’daki din, hukuk, insaniyet çizgisinin sınırlarında dolaşır.


Filmi neredeyse soluksuz bir şekilde seyrettim. Bunun en büyük sebeplerinden biri şuydu. Artık Hollywood’da yapılan yalancı dramlardan, duygu manipülasyonlarından o kadar çok sıkılmıştım ki… Gerçeklik kavramının içinden İran’a doğru açılan bir kurt deliği görmek beni heyecanlandırdı.Bu yapıyı destekleyici bir şekilde doğal ışık kullanılmış ve filmin sonu hariç hiç müzik kullanılmamış ki izlenimlediğimiz ailenin, yaşadıklarının ne kadar dramatik tarafları olduğunu gördüğüm zaman bu unsurun önemini farkettim. Nader’in babasını yıkarken ağladığı sahnede özellikle müzik duymamak çok önemliydi.


 Tamamen görüntüye, yaşananlara, karakterlere odaklanmak… Aslında kamera açılarına ve hareketlerine baktığımızda pek kameranın varlığını bize hissettirecek özel şeyler yoktu ama asıl olay filminin bütününe baktığımızda şu şekilde açığa çıkıyor. Yaratılan sadelik ve gerçeklik ortamı bizi içine alıyor ve kamera hareketlerinin sadece izlenimsel, aileyi gösteren şekli yeterli oluyor amacına uyuyor. Bizi aile bireyleri ile birer birer yarı-özdeş duruma sokarken bir yandan düşünmeye sevk ediyor. Karakterlerdeki içe atılan , bastırılan duygular ve düşünceler din, adalet , aile iletişimi kavramlarıyla sarmal oluşturarak gerçekçi boyutları katman katman oluşturuyor. İran sinemasının içinden çıkması açısından ve son yıllarda yaşanan senaryo kıtlığını da düşündüğümüzde ‘’Bir Ayrılık’’ sinemaseverler için dolu bir seyir vaat ediyor.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Garip bir huzur...

Alexander Payne ismi Election filmi ile hafızalarımıza kazındı. About Schmidt ve Sideways filmleriyle birlikte takip edilmesi gereken yönetmenler listesine eklendi. Alexander Payne sinemasının en özel yanı oluşturduğu atmosfer ve karakterler ışığında komedi ve drama unsurlarının çok iyi kaynaştığı bir ironi ortaya çıkarmasıdır. Bu da hayatın ne kadar karmaşık olduğununu gözler önüne serer. Bizim bu karmaşıklıkla bir bağ kurmamızı sağlar. Bu ironi Wes Anderson ya da Noah Baumbach gibi yönetmenlerdede mevcuttur. Fakat onlarda daha karikatürize bir dünya ve karakterler mevcut. Kalabalık bir aile, garip insanlar , söylenmeyen hisler , içe atılan düşünceler… Sonunda yavaş yavaş çözülen garip bir düğüm. The Life Aquatic with Steve Zissou ve The Royal Tenenbaums filmlerine baktığımızda bu öğeleri görebiliriz.


The Descendants , soyundan gelenler anlamına gelir. Filmde de nitekim başkarakterimiz Matt King’in soyu bize tanıtılır ve bu soy filmin önemli yapı taşlarından biridir. Filmin bir diğer önemli yapı taşı Hawaii’dir. Filmin dramatik yapısı ile zıtlık oluşturan bir mekân seçimi bahsettiğim ironiyi yaratmada önemli bir unsur teşkil eder. Rengârenk çiçekler, doğa ile iç içe evler, deniz, kısacası cennet gibi bir mekân görürüz. Bu mekân içimizi ısıtır fakat takip ettiğimiz Matt King büyük bir acı içindedir. Karısı geçirdiği kaza yüzünden komadadır. Bir yandan kızlarıyla bu durumu atlatmaya çalışır. Bir yandan karısının onu aldattığı gerçeğiyle savaşırken aynı anda ailesine kalan arsanın akıbeti onun ellerindedir. Filmin kurgusunun ve sinematografik öğelerinin pek öne çıktığını söyleyemeyiz. Alexander Payne de bu özellikleriyle tanınan bir yönetmen değil esasında. Bu yönetmenin eleştirilebilecek yönlerinden biri. Atmosfer oluşumu ve karakterlerin içsel dünyasındaki karışıklık yönetmenin sinemasının ana özellikleri olarak söylenebilir. Bu atmosfer oluşumundan bahsedecek olursak. Daha jenerikte renkleri sürekli değişen ve Hawaii’nin cennetvari havasını temsil eden çiçeklerin bulunduğu bir arka plan görürüz. Bu arka plan bile Payne’in sinemasındaki ironiyi temsil eder. Değişen renkler , değişen duyguların , değişen hayatın , karmaşıklığın bir ifadesidir. Aynı zamanda dingin ve huzur veren bir yönde vardır. Zaten Payne’in farkı bu oranda ortaya çıkar. Garip bir huzur sezinlersiniz.  Sideways ve About Schmidt’e baktığımızda da böyle bir dinginlik söz konusudur. Bu dinginlik içinde yatan acılar ,sorunlar , bastırılmış duygular, geçmişte yatan sırlar vardır. Yavaş yavaş film ilerledikçe hepsi su yüzüne çıkar.  The Descendants filminde de bu dinginlik, mekân ve oluşturulan atmosferle birlikte bizi karşılar. Hawaii müziklerinin seçimi bu sıcak atmosferin desteklenmesinde etkilidir. Film ilerledikçe karısının Matt’i aldattığı sırrı ortaya çıkar. Matt ve büyük kızı karısının onu aldattığı kişiyi bulmaya çalışırlar. Bu değişimle birlikte aile birbirine bağlanır. Matt King arsanın satışını reddeder. Çünkü filmin adında olduğu gibi soydan gelenler önemlidir. Anneleriyle birlikte o arsada kamp yapmışlardır. Bir tarih , bir duygu , bir anı , bir geçmiş, bir ruh yatar o topraklarda. Bu arsayı satmak bunların hepsini satmak demektir. Filmin son karesinde aile bir kanepede toplanmış televizyon izlerler. Jenerikte olduğu gibi filmin son karesinde de Alexander Payne’in sinemasının ana hatlarını görmek mümkün. Aile birliktedir , bir huzur söz konusudur karede ama yüzler pek gülmez. Yaşanılan acılar , sorunlar , her şey içindedir bu huzurun.